Arkas Trio

Posted By on January 1, 2014 in yazılar |

Arkas Trio

Tuncay Yılmaz, Gustav Rivinius ve Emre Elivar’ın birlikteliğinden oluşan Arkas Trio, bildiğiniz gibi 30 Eylül akşamı İstanbul’da ilk konserini verdi. St. Antuan kilisesinde yalnızca üst düzey protokol ve basına açık olarak gerçekleşen bu konsere maalesef yurt dışında bulunduğum için gidememiş olsam da, konser hakkında kulağıma gelenler beni oldukça sevindirdi ve bu nedenle daha da çok meraklandırdı.

Bu güzel trionun kurucusu Tuncay Yılmaz’ı İzmir’de geçirdiğim öğrencilik yıllarımdan beri tanırım. İzmir Kız Lisesi’nde birlikte sahne aldığımız konseri hala dün gibi hatırlıyorum. O zamanlardan beri tanık olduğum ve müzisyenliğinde en belirleyici olduğunu düşündüğüm özelliği de, meslek aşkını hümanist yapısıyla ve pozitif enerjisiyle kemanına ustalıkla yansıtabilmesi ve bunu yaparken dünyevi her şeyden gözle görülür şekilde uzaklaşabilmesinin yanında dinleyeni de muazzam bir zevkle uzaklaştırabilmesidir.

Emre Elivar ise Kamuran Gündemir’in en başarılı sonuçlarından biridir kanımca. Kadife tuşesi, kusursuz tekniği, icra ettiği her esere derinlemesine yoğunlaşıp istisnasız her notayı teker teker anlamlandırabilme yetisi, ülkemizde ve yurtdışında parmakla sayabileceğimiz kadar nadir bulunan son derece özel bir müzikal anlayışa sahip olması sayesinde damak tadıma göre kendi döneminin en başarılı piyanistidir. Gustav Rivinius hakkında çok fazla şey duymama rağmen kendisini canlı dinleyebilme şansım bu konserden önce maalesef hiç olmamıştı. Çaykovski Yarışması’nda birincilik almış tek Alman sanatçı olması, dünyaca ünlü isimlerle gerçekleştirdiği konserler ve Avrupa’daki tartışılmaz saygınlığı, beni kendisiyle tanışmadan önce gerçekten çok meraklandırmış ve heyecanlandırmıştı.

Arkas Trio ile tanışmak!

Arkas Trio ile ilk buluşmam, Tuncay’ın yıllardır müdavimi olduğu çok hoş bir Berlin restoranında oldu. Birkaç kadeh kırmızı şarap eşliğinde bu kıymetli müzisyenler ile birlikte olabilmek ve müzik üzerine konuşabilmek gerçekten son derece özeldi. Güzel bir sohbetin ardından çok da yorulmadan otellerimize çekildik, çünkü sabah provaya uyanacaktık.

Ertesi gün Tuncay’ın değerli Alman dostu Ernst Dieter Smolka, zarif misafirperverliği ile bizlere evinin kapılarını açtı. Muazzam bir atmosfer içerisinde‚ özenle seçilmiş tablo ve kitaplarla donatılmış bir salonda yepyeni bir Steinway’in yanı sıra‚ titizlikle hazırlanmış ve oldukça lezzetli ikramlar sundu.

Kahvelerimizi içip biraz sohbet ettikten sonra artık müzik zamanın geldiğini fark ettik. Bu kıymetli üçlünün provalarına şahit olmak, son derece zevkli olmanın yanısıra her müzisyen için son derece önemli bir deneyim bana kalırsa. Zira sanatçıların her biri kendi enstrümanında son derece yetkin, tecrübeli ve hayranlık verici bir müzikaliteye sahip. Bu trionun fikir alışverişlerini tecrübe etmek, müzikal görüşlerini anlamaya çalışmak ve akabinde icra edişlerini canlı olarak izleyebilmek benim için son derece özel bir tecrübeydi. Grup içerisindeki bu “kocaman” müzisyenlerin her detayı derinlemesine irdelemeleri ve şaşkınlık verici bir motivasyonla arzu edilen seslere doğru çabalamaları, egodan tamamen arınmış bir şekilde birbirlerini samimiyetle kritik edebilmeleri ve dakikalar sonra ortaya çıkan kaçınılmaz son: Güzel müzik!

Nihayet: Konser saati geldi!
Tarih: 31 Ekim 2011

Prova sonrasında herkes kendi başına dinlendi biraz ve akabinde konserin verileceği Berlin Adlon Kempinski Otel’de buluştuk. TÜSİAD’ın ve Alman muadili BDI’nin bu özel gecesinde son derece seçkin bir dinleyici grubu ile karşı karşıyaydık. Arkas Holding’in kurucusu Lucien Arkas’ın yanısıra, Bülent Eczacıbaşı, Almanya eski İçişleri Bakanı Otto Schily, Dr. Richard Oetker, eski Alman Demiryolları Direktörü ve Almanya’nın en büyük ikinci havayolu olan Air Berlin’in CEO’su Dr. Hartmut Mehdorn gibi önemli işadamları ve siyasetçilerin bulunduğu salonda konsere çıkan Arkas Trio, Mendelssohn’un op. 49 eser numaralı Re minör Piyano Triosu’nu gerçekten nefes kesici bir yorumla icra etti. İcracılardan son derece virtüöz bir performans talep eden bu eserde, bu üç büyük müzisyenin nasıl “tek vücut” haline geldiğini görmek hakikaten çok etkileyiciydi. Ayrı ayrı yazmak gerekirse: Tuncay Yılmaz’ın insanın kalbine dokunabilen müzikalitesi, Emre Elivar’ın esere ve enstrümana mutlak hakimiyeti ve bir an bile kopmayan konsantrasyonu, Gustav Rivinius’un da her notasında duyulan derin olgunluğu ve tecrübesi… Piyanist Emre Elivar’a sayfa çevirirken salonda en çok dikkatimi çeken şey, misafirlerin birçoğunun gözlerini kapatarak ve tebessüm ederek konseri dinlemeleri oldu. Bu grubu maddi ve manevi her anlamda destekleyen Lucien Arkas’ın haklı gururu ise gözden kaçamayacak kadar belirgindi.

Bitirirken…

Arkas Trio’nun İstanbul konser DVD’sini, grup hakkında biraz daha fazla fikir sahibi olabilmek için konser öncesi dinlemiş ve oldukça beğenmiştim. Ancak şunu itiraf etmem gerekiyor ki, Berlin’de dinlediğim performans, grubun henüz bir ay evvel verdiği ilk konserinden kesinlikle çok daha oturmuş, çok daha homojen ve artistikti. Grubun çok kısa zaman içerisinde daha da büyük başarılara imza atacağından hiç şüphem yok.

Grup üyeleriyle yaptığımız sohbetlerde, provalarda, kısaca birlikte geçirdiğimiz tüm zamanlarda en çok içime işleyen şey, müzisyenlerin birbirleriyle diyaloglarının da müzik ve hayat görüşleri gibi son derece samimi ve temiz olmasıydı. Berlin seyahatim bana en çok sunu düşündürdü: Yalnızca samimi müzisyenler “samimi” müzik yapabilir ve yalnızca iyi insanlar böylesine derin bir müzik ortaya koyabilir. Bu da demek oluyor ki iyi müzisyen olabilmenin yolu ancak iyi insan olmaktan geçiyor…

İklim Tamkan
www.neofilarmoni.com/Kasım-Aralık